ISSN: 3062-0120, e-ISSN: 3062-0902
Cilt : 2 Yıl : 2025

Hızlı Arama





Valonia: A Journal of Anatolian Pasts dergisinde yayımlanan tüm makaleler Creative Commons Atıf-Gayrıticari-Türetilemez Uluslararası lisansı ile lisanslanmıştır.
VALONIA: A JOURNAL OF ANATOLIAN PASTS - Valonia: 2 (1)
Cilt: 2   - 2025
HAKEMLİ ARAŞTIRMA MAKALELERİ
1. Yeniden Kullanılmış Bir Lahit Rölyefinin Çoklu Sesleri: Trabzon'dakİ Aziz Anna Kilisesinin Yazıtlı Lentosu
Spyros Avgerinopoulos
doi: 10.5505/valonia.2025.08208  Sayfalar 1 - 18
Trabzon’daki Orta Bizans dönemi Aziz Anna Kilisesi’nin güney girişinin üzerindeki lento, yüzyıllar boyunca farklı yorumlara ilham vermiş gibi görünmesine rağmen, şimdiye kadar sınırlı ölçüde akademik ilgi görmüş yüksek kabartmalı bir rölyefle süslenmiştir. Bu rölyefin muhtemelen bir Roma lahitinden geldiği ve aslında bir mızrak ve kalkan taşıyan bir askeri, yanında kanatlı bir Nike figürüyle birlikte betimlediği anlaşılmaktadır. Küçük Asya’da Başmelek Mikail’e yönelik yaygın saygı düşünüldüğünde, Trabzon’un Hristiyan sakinlerinin bu rölyefte söz konusu meleğin özelliklerini tanımış olmaları son derece muhtemeldir. Benzer şekilde, Hristiyanlar askeri, Mikail’in göksel ordusunun bir üyesi olarak algılamış olabilirler. Kilisenin kurucusu olan strategos ve protospatharios Alexios’un da, askeri kariyerindeki bir olayı anmak amacıyla bu rölyefi özellikle seçmiş olması mümkündür. Bununla birlikte, yüzyıllar içerisinde heykelin başlangıçtaki yorumlarının unutulduğu anlaşılmaktadır. Bu tarihten itibaren çeşitli araştırmacılar, kimi zaman kişisel bilgi birikimlerine, kimi zaman da yerel geleneklere dayanarak rölyefi yeniden yorumlamaya çalışmışlardır.

2. Dönüşen Kentte İzler Bırakarak Kaybolmuş Bir Kamusal Mekân ve Anıtı: Ayvalık Profitis Ilias Tepesi ve Kilisesi
Hasan Sercan Sağlam
doi: 10.5505/valonia.2025.07279  Sayfalar 19 - 45
On dokuzuncu ve yirminci yüzyıllara tarihlenen karakteristik bir mimari mirasa ev sahipliği yapan Ayvalık’taki anıt eserlerden bazısı yeni işlevlerle günümüze ulaşsa da birçoğu doğa ve insan kaynaklı tahribatlarla yok olmuştur. Ayvalık’ta yirminci yüzyılın ortalarında yıkılmış eski bir Rum Ortodoks kilisesi olan Profitis Ilias’a dair akademik yazın, genellikle muğlak ikincil kaynaklarla, uzaktan çekilmiş eski fotoğraflara dayandığı üzere hem anıtın hem de yakın çevresinin mimari ve kentsel bağlamı, sınırlı bir çerçevede, nispeten izlenimsel kalmıştır. Bu arada üzerinde yapının bulunduğu, eski ismiyle Profitis Ilias/ Profitilya, yeni ismiyle İlk Kurşun Tepesi, tarihsel topoğrafyası yanında yel değirmenleri gibi diğer kültürel miras değerleriyle birlikte irdelenmemiştir. Hâkim konumuna karşın, kent tarihi bakımından halen belirsizlikler barındıran mevki, yakın dönemde temelden bir değişim ve dönüşüme uğramış, yeni bir isme ve işleve kavuşmuştur. Profitis Ilias Kilisesi’nin mimari tarihi, çift dilli bir teknik rapor beraberinde kat planlarını da içeren ve ilk kez bu makalede etraflıca incelenen yirminci yüzyıl başı arşiv belgeleri yoluyla detaylandırılmıştır. Ayrıca, çağdaş yazılı birincil kaynaklar dikkate alınarak, kilise ile yakın çevresinin kent hafızasındaki yeri tartışılmıştır. Osmanlı Arşivi belgeleri ve eski fotoğraflar yoluyla, çalışmanın teorik kurgusu desteklenmiştir. Bulgular, Profitis Ilias Kilisesi’nin kronolojisi ve mimari evrelerini daha ayrıntılı bir çerçeveye oturturken, İlk Kurşun Tepesi’nin kent hafızasındaki uzun yaşamını da ortaya koymaktadır.

3. Mezopotamya'da Balık Derisi: Ritüel İle Maddi Gerçeklik Arasında
Elisa Palomino
doi: 10.5505/valonia.2025.46330  Sayfalar 47 - 71
Antik Mezopotamya toplumları, doğaüstü güçlerle çevrili bir dünyada yaşıyordu. Bu dünyaya rahipler tarafından gerçekleştirilen ritüel uygulamalar aracılığıyla erişiliyordu. Tufan’ın hayatta kalanlarından olan, Enki ve ilksel apsu ile ilişkilendirilen balık pelerinli apkallu, karasal ve sucul âlemleri birbirine bağlıyordu. Ritüel leğenlerinde, tılsımlarda, heykelciklerde ve kabartmalarda görünmeleri, koruma ve arınma işlevlerindeki rollerini vurgular. Ancak bu sık ikonografik temsillere rağmen, onların ayırt edici giysilerinin materyal temeli—balık derisi—yeterince çalışılmamıştır. Bu çalışma, Mezopotamya büyü pratiğinde bir ritüel malzemesi olarak balık derisini yeniden değerlendirmekte ve arkeolojik kayıtlarda korunmamış olsa da rahiplerin giydiği cüppelerde kullanılmış olabileceğini öne sürmektedir. Böyle bir giysinin olası kullanımı, tapınaklarda sıkça tasvir edilen Mısır rahiplerinin leopar derisi pelerinleri gibi karşılaştırmalı örneklerle desteklenmektedir. MS üçüncü yüzyıla tarihlenen ve Sobek kültüyle ilişkilendirilen Roma dönemi Mısırı’na ait timsah derisi zırhı ile Arktik yerli topluluklarında balık derisinden giysilere dair etnografik kayıtlar, sucul hayvan derilerinden giysi üretiminin teknolojik olarak mümkün olduğunu göstermektedir. Bu benzerlikler, Mezopotamya uygulamalarını kutsal hayvan materyallerinin kullanımına ilişkin daha geniş kültürlerarası çerçevelere yerleştirir. Bu çalışma, gözden kaçmış bu malzemeye dikkat çekerek antik ritüel teknolojilerini yeniden değerlendirir ve törensel giysinin insanlar, hayvanlar ve ilahi güçler arasındaki ilişkilere aracılık etmedeki rolünü vurgular.

4. Bir Kurtarma Kazısında Biyoarkeoloji: İouliopolis (Juliopolis) Nekropolünde Kararlı İzotop Analizi
Elena Vorobyeva
doi: 10.5505/valonia.2025.58076  Sayfalar 73 - 79
Bu ön çalışma, Ankara ilindeki kurtarma kazısı alanı Iouliopolis (Juliopolis) nekropolünde arkeolojik ve antropolojik verileri tamamlamak amacıyla insan kemik kolajenine ait hafif kararlı izotop analizini (n = 7) uygulamaktadır. Hellenistik dönemden Bizans dönemine kadar kullanılmış olan, Anadolu’nun en geniş kazılmış nekropollerinden biri olan bu alandan elde edilen Roma dönemi mezarlarına ait ortalama δ¹³C (-18.8 ± 0.5‰) ve δ¹⁵N (8.6 ± 0.7‰) değerleri, çağdaş Anadolu yerleşimlerinden bilinen izotopik verilerle uyumlu olarak C3 bitkilerine ve karasal hayvan proteinine dayalı bir beslenme modelini yansıtmaktadır. Kötü kolajen korunumu nedeniyle başlangıçtaki örnek sayısının (n = 42) önemli ölçüde azalmasına rağmen, çalışma bu yöntemin kurtarma kazıları bağlamında değerini ortaya koymakta ve gözlemlenen yaş ve cinsiyet temelli farklılıkların sınırlı da olsa yorumlanmasına imkân sağlamaktadır. Araştırma, Roma dönemine ait Ankara ili için temel bir veri kaynağı sunarak ileride daha kapsamlı çalışmaların yapılmasına zemin hazırlamaktadır.